Hak geldi Batıl yok oldu
 
  ANA SAYFA
  İLETİŞİM
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  TASAVVUFTA SAPMALAR
  NAMAZI TERK ETMENİN HÜKMÜ
  ALLAH IN İNDİRDİKLERİ
  EL ELBANİ AHAD HADİSLERİ KABUL ETMENİN GEREĞİ
  SÜNNETİ İNKARI VE GAYESİ
  ALLAH IN ZATI SEMA-DA İLMİ İSE HER YERDEDİR
  MÜSLÜMANIN ULUHİYET KONUSUNDA AKİDESİ
  ESMAU-L HÜSNA
  İMAM EŞ-ARİ-NİN AKİDESİ
  ARŞ ÜZERİNE İSTİVA
  DOĞRU İNANÇ VE BU İNANCA AYKIRI OLAN ŞEYLER
  İNSANIN YARATILIŞ GAYESİ
  LA İLAHE İLLALLAHIN ŞARTLARI
  İMAM ŞAFİİ-NİN TEVHİDE DAİR GÖRÜŞLERİ
  EBU BEKR ABDULLAH EL-HUMEYDÎ'NİN İTİKADA DAİR GÖRÜŞLERİ
  İMAM MALİK-İN TEVHİDE DAİR GÖRÜŞLERİ
  ABDULLAH B. EL-MUBAREK'İN AKÎDESİ
  EBU AMR ABDU'R-RAHMAN B. AMR EL-EVZAÎ'NİN İTİKADI
  EBU ABDULLAH SUFYAN B. SAİD ES-SEVRÎ
  SUFYAN B. UYEYNE AKÎDESİ
  BİŞR B. EL-HARİS'İN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ
  ALİ B. EL-MEDİNİ'NİN (V. 234 H.) VE SELEF TOPLULUĞUNDAN ONA YETİŞİP ONDAN NAKİLDE BULUNANLARIN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ
  FAKİH EBU SEVR İBRAHİM B. HALİD EL-KELBÎ'NİN İTİKADA DAİR GÖRÜŞLERİ (V. 240 H.)
  İMAM AHMED B HANBEL-İN TEVHİDE DAİR GÖRÜŞLERİ
  EBU ABDULLAH MUHAMMED B. İSMAİL EL-BUHÂRÎ'NİN (V. 256 H.) VE KENDİLERİNDEN RİVAYETTE BULUNDUĞU SELEFTEN BİR TOPLULUĞUN İTİKADÎ GÖRÜŞLERİ
  MUHAMMED B. YAHYA EZ-ZUHLÎ'NİN İTİKADÎ GÖRÜŞLERİ (V. 258 H.)
  EBU ZUR'A UBEYDULLAH B. ABDU'L-KERİM ER-RAZİ (V. 264 H.) İLE EBU HÂTİM MUHAMMED B. İDRİS B. EL-MUNZİR ER-RAZİ'NİN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ (V. 277 H.)
  EBU CAFER MUHAMMED B. CERİR ET-TABERÎ'NİN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ (V. 310 H.)
  EBU BEKR B. EBÎ DÂVÛD'UN İTİKADÎ GÖRÜŞLERİ (V. 316 H.)
  NASR EL-MAKDİSÎ'NİN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ (V. 490 H.)
  AHMED EL-KADİR BİLLAH'IN İTİKADÎ GÖRÜŞLERİ (V. 422 H.)
  MUHAMMED B. AHMED EBU ALİ EL-HAŞİMÎ'NİN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ (V. 428 H.)
  EBU OSMAN ES-SABÛNÎ'NİN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ (V. 449 H.)
  HATİB EL-BAĞDADÎ'NİN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ (V. 463 H.)
  SA'D B. ALİ EZ-ZİNCÂNÎ'NİN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ (V. 471 H.)
  ÜSTÜN, DEĞERLİ ŞEYH VE İMAM NÂSIRU'L-İSLAM EBU'L-HATTAB MAHFUZ B. AHMED B. HASEN EL-KELUVAZÂNÎ EL-HANBELÎ'NİN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ (V. 510 H.)
  HAREMEYN İMAMI EBU'L-HASEN EL-KURCÎ'NİN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ (V. 532 H.)
  HAFIZ AHMED ES-SİLEFÎ'NİN İTİKÂDÎ GÖRÜŞLERİ (V. 576 H.)
  İMAM EBÛ HANÎFE'NİN İTİKADI (V. 150 H.)
  VESİLE
  RESULULLAH S.A.V’İN ANNE VE BABASININ DURUMU
  KIYASIN BATIL OLUŞU
  FATİHA OKUMAYANIN NAMAZI YOKTUR
  TEVHİD VE ÇEŞİTLERİ
  ŞİRK VE TÜRLERİ
  KÜFÜR VE TÜRLERİ
  NİFAK VE TÜRLERİ
  TAĞUTU İNKARI VE ALLAH CC A İMAN
  ÜÇ TEMEL ESAS
  DÖRT MESELE
  MÜ'MİNLERLE MÜŞRİKLER ARASINDAKİ FARKI BELİRLEYEN DÖRT FAKTÖR
  İBADETİN MANASI
  FATİHA SURESİNİN TEFSİRİ
  ŞEYLER (NEVAKIZU'L İSLAM)İNSANI İSLAM DİNİNDEN ÇIKARAN
  RASÜLULLAH S A V HAYATINDAN ALTI KONUNUN AÇIKLAMASI
  KEŞFU'Ş ŞUBUHÂT
  MUHAMMED EBU SAİD EL-YARBUZİ ULUV RİSALESİ
  NUZHET-UN NAZAR Fİ ŞERH-İ NUHBET-UL FİKER İBN HACER-İL ASKELANİ
  SÜNNETE UYMAK VE ONUNLA ÇELİŞEN SÖZLERİ TERK ETMEK HAKKINDA MÜÇTEHİT ÂLİMLERİN GÖ­RÜŞLERİ
  ARAPÇA KİTAPLAR İMAM EŞARİ EL İBANE LİUSÜLİD DİYANE
  EBÛ SAİD EL-YARBUZİ VASITA
  MUHAMMED B SALİH EL-USEYMİN BİD'AT VE ŞİRK KONUSUNDA DETAYLI BİLGİLER
  BÜYÜK HAMA FETAVASI SELEFİN YOLU VE HALEFİN YOLU
  İSİM VE MÜSEMMA
  HADİS USÛLÜNE GİRİŞ Muhammed Salih el-Useymîn
  ALLAH,IN SIFATLARI KONUSUNDA SELEFİN TUTUMU
  Büyük Hanefî Alimlerine Göre Ölülerin İşitmediğine Dair AÇIK DELİLLER
  EBU SAİD HOCA SESLİ SOHBETLER TIKLA DİNLE-1
  EBU SAİD HOCA SESLİ SOHBETLER TIKLA DİNLE-2
  MUSTAFA DÖNMEZ SESLİ SOHBETLER TIKLA DİNLE
  TACUDDİN EL BAYBURDİ SESLİ SOHBETLER TIKLA DİNLE
  TEVESSÜL VE KABİR ZİYARETLERİ
  KUR,AN VE SÜNNET,İ YÜCELTMEK
ANA SAYFA

 

 
1. Cennet Ehlinin Dili
2. Cennet İle Cehennemin Tartışması
3. Cennette Yer Kalacak Cehennemde Kalmayacak...
4. Cennet Ehli Uyumaz

5. Kul Cennette Derece Derece Yükselir

6. Müminin Derecesine Zürriyeti de Eriştirilir
7. Cennet Konuşur
8. Cennetin Güzelliği Sürekli Artar

9. Ceylan Gözlü Huriler Eşlerine Dünya Kadınlarından Daha İsteklidirler

10. Cennetle Cehennem Arasında Ölümün Boğazlanması

11. Cennette Zikir Dışında İbadetin Olmaması

12. Dünya Hatunlarını Anma

 

1. Cennet Ehlinin Dili

 

İbn Ebi'd-Dünya rivayetidir:

... Enes Radıyallahu Anhu, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir:

"Cennet ehli Cennet'e melik arşını ile altmış arşın Adem'in boyu üzere, Yusuf un güzelliği üzere, İsa'nın doğumu otuz üç yaş üzere, Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem dili üzere olarak, kılsız, parlak ve sürmeli şekilde gireceklerdir." (İbn Ebi'd-Dünya rivayet etmiştir, bk. en-Nihaye, II, 201)

Davud b. el-Husayn da İkrime yoluyla İbn Abbas'ın "cennet ehlinin dili Arapça'dır" (en-Nihaye, 11, 531) dediğini nakletmiştir.

Ukayl, Zührî, "Cennet ehlinin dili Arapça'dır" dedi, demiştir.

 

2. Cennet ile Cehennem'in Tartışması

 

Buharî ve Müslim'de Ebu Hureyre'den şu hadis gelmiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:

"Cennet ile Cehenem tartıştılar. Cehennem, bana zorbalar ve mütekebbirler giriyor. Cennet bana da zayıf ve miskinler giriyor dedi. Allah Azze ve Celle buyurdu ki: Sen azabımsın, seninle dilediğime azab ederim, sen de rahmetimsin, seninle de dilediğime rahmet ederim, her biriniz için kendi toplumu vardır." (Buhari, VIII, 595; XIII, 434. Müslim, 2846.)

 

Başka bir rivayette de şöyle geçer:

"Cehennem ile Cennet tartıştılar. Cehennem, benim için mütekebbirler ve zorbalar tercih edildi, Cennet ise bana, ne oluyorda hep insanların zayıfları, aşağı görülenleri ve acizleri giriyor, dedi.

Allah Sübhanehû Cennet'e sen benim rahmetimsin, seninle kullarımdan dilediğime rahmet ederim, Cehennem'e de, sen de azabımsın kullarımdan dilediğime seninle azab ederim, her birinize kendi halkı girecek, buyurdu.

Cehennem dolmayacak ta ki Allah kademini üzerine koyacak, cehennem yeter yeter diyecek o zaman büzülecek birbirine girecek. Allah yaratıklarından kimseye zulmetmez. Cennet'e gelince Allah orası (nın dolması) için başka halk yaratacak." (Buhari, VIII, 595, XIII, 434. Müslim, 2846)

 

3. Cennette Yer Kalacak Cehennem'de Kalmayacak...

 

Buhari ve Müslim'de geçer. Enes b. Malik Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir:

"Cehenneme durmadan atılır, dahası yok mu der. Nihayet İzzet Rabb'i ona kademini koyar. Cehennem hemen birbirine girer büzülür, yeter yeter, izzetine ve keremine yemin olsun ki tamam der. Ama Cennet'te hala bir fazlalık bulunacak. Ta ki Allah orası için bir halk yaratacak onları Cennet'in o fazla yerine koyacak." (Buhari, XI, 545, XIII, 369. Müslim, 2848)

Müslim'de geçen diğer bir ifadede, "Cennet'te Allah'ın kalmasını dilediği kadar bir yer kalır, sonra Allah Sübhanehû orası için bir halk yaratır, onları Cennet'in fazla yerine yerleştirir" diye geçmektedir.

Diğer bir ifade de; "Cennet'te Allah'ın istediklerinden, O'nun kalmasını istediği kadar bir yer kalır" diye geçer. (Müslim, 2848)

 

Buhari'nin Sahihinde Ebu Hureyre'den gelen bir ifadede geçen "ateş için dilediklerini yaratır oraya atar, ateş, dahası yok mu" (Buhari, XIII, 434) sözü ise bazı ravilerin düştüğü bir hatadır, o ravi ifadeyi karıştırmıştır. Sahih rivayetler ve Kur'anın nassı bunu reddetmektedir. Çünki Allah Sübhanehû Cehennem'i iblis ve ona tabi olanlarla dolduracağını belirtmiştir. Çünki o, kendilerine karşı delil gelmiş ve rasulleri yalanlamış olanların dışında kimseye azab etmez. Şöyle buyurur:

"Ne zaman oraya bir gurup atılsa oranın bekçileri size bir uyarıcı gelmedi mi derler. Onlar da evet bize uyarıcı geldi, biz yalanladık ve Allah hiç bir şey indirmemiştir dedik derler." (Mülk, 8-9)

Allah yaratıklarından kimseye zulmetmez.

 

4. Cennet Ehli Uyumaz

 

İbn Merduye rivayet eder:

... Cabir, Rasulullah, Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir:

"Uyku ölümün kardeşidir, Cennet ehli de uyumazlar."

(Bk. İbn Kesir, Tefsir, IV, 158. en-Nihaye, II, 470. İbn Rahaveyh'den; İbn el-Cevzi, el-İlel el-Mütenahiye, II, 931)

 

Taberani rivayet eder:

... Cabir der ki:

"Rasulullah'a Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cennet ehli uyur mu diye soruldu, buyurdu ki:

"Uyku ölümün kardeşidir, Cennet ehli uyumaz."

(Bk. İbn Kesir, Tefsir, IV, 158; en-Nihaye, II, 470-471. Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, X, 410 da bunu Taberani ve el-Bezzar rivayet etmiştir, el-Bezzar'ın ravileri sahih hadis ravileridir, der.)

 

5. Kul Cennet'te Derece Derece Yükselir

 

İmam Ahmed rivayet eder:

... Ebu Hureyre Radıyallahu Anhu Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir:

"Allah, Cennet'te salih kulun derecesini yükseltir de kul yarab bu bana nerden geldi der. Allah, çocuklarının sana mağfiret dilemesi ile, buyurur."

(Ahmed, Müsned, II, 509. Heysemi, Mecmau'z-Zevaid'de bunu, Ahmed, ve el-Evsat'ta Taberani, rivayet etmiştir, ravileri sahih hadis ravileridir, Asım b. Behle ise sikadır, demiştir.)

 

6. Mü'minin Derecesine Zürriyeti de Eriştirilir

 

Allah buyurur ki:

"İman edenler ve zürriyetleri kendilerini iman ile izleyenler varya biz onların içine zürriyetlerini de katarız ve onların amellerinden hiçbir eksiltme yapmayız. Her kişi kendi kazandığına karşılık olmak üzere rehin alınmıştır."(Tûr, 21)

 

Kays'ın rivayetine göre;

... Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

"Allah müminin zürriyetinin derecesini, amel yönünden ondan aşağı bile olsalar, onlarla gözü aydın olsun diye onun derecesine yükseltir" buyurmuş, sonra bu ayeti okumuş ve "oğullara verdiklerimizden dolayı babaların bir şeyini eksiltmeyiz" demiştir."

(Kenz el-Ummal, II, 42, Deylemi'den. Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, VII, 114'de bunu el-Bezzar rivayet etmiştir. Senedindeki Kays b. er-Rabi'i, Şube ve es-Sevri tevsik etmiştir, onda zaf vardır, demiştir.)

 

İbn Merdüye, Şüreyh hadisinde;

... İbn Abbas'dan -Şüreyh, İbn Abbas bunu sanıyorum Peygamberden nakletti diyerek- şunu nakletmiştir:

"Kişi Cennet'e girdiği zaman anne-babasını, eşini ve çocuğunu sorar. Kendisine, onlar, senin derecene veya ameline ulaşmamıştır denilir. Bunun üzerine adam, yarabbi der, hem kendim hem onlar için amel işledim. Böyle deyince onlar ona katılırlar. Sonra İbn Abbas bu ayeti sonuna kadar okudu."

(Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, VII, 114'de bunu Taberani es-Sağır ve el-Kebir'de rivayet etmiştir. Muhammed b. Abdurrahman b. Gazvan zayıftır, demiştir.)

Müfessirler bu ayetteki zürriyet konusunda ihtilaf etmişlerdir. Acaba zürriyetten maksat küçükler midir, büyükler midir, yoksa her ikisi midir, bu konuda üç görüş belirtmişlerdir.

Bir gurup şöyle demiştir:

Mana şudur:

İman edipte zürriyetlerini imanda kendilerine tabi kıldıklarımız ve iman noktasında aynı şeyi yapanlar var ya onlar onlara derecelerde ilhak eder aralarına katarız. Dediler ki:

Buna "onlara zürriyetlerini tabi kıldım" şeklindeki kıraat te delalet etmektedir. Yani işi onlara tabi kılmak şeklinde göstermiştir. Yine dediler ki:

Allah Sübhanehü zürriyeti büyükler hakkında da kullanmıştır. Şöyle buyurur:

"Onun (Nuh'un) soyundan Davud'u ve Süleymanı..." (En'am, 84)

"Nuh ile taşıdıklarımızın soyu (zürriyeti)." (İsra, 3)

"Biz onlardan sonra bir zürriyet idik, imdi batıla dalanların yaptıkları ile bizi helak eder misin?" (A'raf, 173)

Bunlar akıllı büyüklerin sözleridir. (Yani zürriyet olarak adı geçenler büyük büyük kişilerdir. Çocuklar değildir.)

Dediler ki:

Buna, Said b. Cübeyr'in İbn Abbas Radıyallahu Anhu den Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem söyledi diyerek rivayet ettiği şu hadis de delalet etmektedir:

"Allah, müminin zürriyetini, amel bakımından aşağıda olsalar, onlarla gözü aydın olsun diye onun derecesine yükseltir." (Bu hadis önce geçti.)

Bu gösteriyor ki o zürriyet amelleri ile Cennet'e girmiş (büyük iken ölmüş) kişilerdir. Fakat babalarının derecesine ulaşacak kadar amel işlememişlerdir. Allah onları, amelleri kısa da olsa yine o dereceye yükseltmiştir.

Yine dediler ki:

"Ayrıca, iman, hem söz, hem amel, hem niyettir. Bunları ise büyükler yapabilir. Buna göre mana şudur:

Allah Sübhanehü müminin zürriyetini, amel yönünden aynı olduklarında onunla bir araya getirecektir. Tâbilik demek bu demektir. Eğer aşağısında iseler o zaman gözü aydın olsun, nimetleri tamamlansın diye onun derecesine yükseltecektir. Bu tıpkı Peygamber'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerinin durumuna benzer ki onlar O'na tabi olarak O'nunla birlikte olacaklardır. Aslında o dereceye amelleri ile ulaşmamışlardır.

Diğer gurup ise şöyle demiştir:

Burada zürriyetten maksat küçüklerdir. Mana şöyledir:

İman edenler ve zürriyetlerini babaların imanına tabi kıldıklarımız (babaları gibi saydıklarımız küçükler). Yani bu zürriyet (çocuklar) küçükte olsalar babalarının imanına ve onun hükmüne tabidirler. Mirasta, diyette, cenaze namazlarının kılınması, müslüman mezarlığına gömülmeleri vs. hususlarda babalarına tabidirler. Buluğa ermiş olanlara ait hükümler hariç. Buna göre ayetteki "iman ile" kısmı babalarının durumunu (halini) anlatmaktadır (yani babalarının imanı ile değerlendiririz).

Buna şu delalet eder ki, buluğa ermiş çocuklar mükafat ve cezada kendi durumları ile değerlendirilirler. Onlar müstakildirler ve müstakil oldukları için ne dünyevi hükümlerde ne ceza ve mükafat gibi uhrevi hükümlerde babalara tabi kılınmazlar. Eğer zürriyetten maksat buluğ çağma ermiş olanlar olsaydı, buluğa ermiş tüm sahabe çocukları babalarının derecesinde, tabiin çocukları tabiinin derecesinde olur, kıyamete kadar aynı silsile devam eder, böylece sonrakilerin hepisinin derecesi sabikunun (ilklerin) derecesi ile aynı olurdu.

Dediler ki:

Buna, şu delalet eder ki, Allah onları (zürriyeti) onlara (babalara) iman noktasında tabi kıldığı gibi tabi kılmıştır.

Eğer bunlar buluğ çağma ermiş kişiler olsaydı, imanlar, tabiî bir iman değil müstakil bir iman olurdu.

Dediler ki:

Buna delâlet eden diğer bir şey de şudur:

Allah Sübhanehû Cennet'teki dereceleri, müstakil kimseler hakkında amellere göre sıralamıştır. Tâbi olanlara gelince Allah onların derecelerini ehillerinin derecesine yükseltecektir. Amelleri olmasa bile böyle yapacaktır. Ceylan gözlü huriler ve hizmetliler, kendilerinin amelleri olmasa da yine ehillerinin derecesinde olacaklardır. Buluğa ermiş mükellef kişiler böyle değildir. Çünki onlar, kendilerini amellerinin yükselttiği dereceye yükselteceklerdir.

c. Bir diğer fırka da, ki Vahidî de onlardandır, doğru görünen şu ki zürriyet deyince hem küçükler hem büyükler anlaşılmalıdır. Çünki büyük, babasına kendi imanı ile, küçük ise babasının imanı ile tabi olacaktır.

Dediler ki:

Zürriyet deyince hem küçük, hem büyük hem tek hem çok, hem baba hem oğul olanlar anlaşılır. Allah buyurur ki:

"Onların zürriyetini yüklü gemide taşımamızda onlar için bir ayettir." (Yasin, 41)

Yani babalarını. İman da hem tabiî (dolaylı) imana, hem kazanmaya ve seçmeye bağlı imana denir. Tabiî imana örnek şudur:

Mümin bir köle azad edecektir. (Nisa, 92)

Bir küçük çocuğu da azad etse olur.

Dediler ki: Selefin görüşü de buna delalet ediyor. Said b. Cübeyr, İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakleder:

Allah müminin zürriyetini kendi derecesine yükseltir. Amelde ondan aşağı olsalar bile birbirleri ile gözleri aydın olsun diye böyle yapar. Sonra bu ayeti okudu," (İbn Kesir, Tefsir, IV, 259)

Bu ayette İbn Mes'ud da şöyle demiştir:

Kişinin geçmişi vardır, zürriyeti vardır. Cennete girer. Amelde onlar o dereceye yükselmemiş olsalar da, onlarda gözü olsun diye onun derecesine yükseltilirler.

Ebu Miclez de "Dünyada iken bir araya gelmeyi sevdikleri gibi Allah onları orada da bir araya getirir" der.

Şa'bi der ki; "Allah zürriyeti Cennet'e babalarının ameli ile koymuştur,"

el-Kelbi, İbn Abbas'dan nakleder:

"Eğer babalar, derece bakımından oğullardan yüksek iseler, oğulları babalara yükseltecek eğer oğullar derece bakımından babalardan yüksek ise babaları oğullara yükseltecek."

İbrahim der ki:

"Onlara babalarının ecrinin bir benzeri verilecek babalarının ecirlerinden hiç bir şey eksiltmeyecek." (İbn Kesir, Tefsir, IV, 259)

Yine der ki:

"Bu görüşün doğruluğuna delalet eden bir şeyde her iki okuyuşun iki ayet gibi olmasıdır.

"Zürriyetleri kendilerine tabi olanlar" şeklinde okuyana göre kendilerine bir fiili isnad etmek mümkün olan buluğ çağındakiler kasdedilmiş olur.

Nitekim bu şuna benzer:

"Muhacirler ve Ensar'dan önde giden ilkler ve onlara ihsan ile (güzelce) tabi olanlar" (Tevbe, 100)

"Onlara zürriyetlerini tabi kılarız" okuyana göre de bundan çocuklar anlaşılır, Allah onları iman noktasında babalarına hükmen bağlamıştır. Yani iki okuyuş (kıraat) her iki çeşidi de delalet ediyor..

Ben derim ki: Burada, sonrakilerle önde giden ilklerin aynı derecede olmaması için, zürriyetten çocukları anlamamak daha belirgin görünmektedir. Böyle bir denklik çocuklarda gerekmez. Çünki her kişinin çocukları ve zürriyeti kendi derecesinde olacaktır.

Doğrusunu Allah bilir.

 

7. Cennet Konuşur

 

"Cennet ile Cehennem tartıştılar." (Buhari, VIII, 595; XIII, 434. Müslim, 2846.)

"Cennet, yâ râb, nehirlerim şırıl şırıl aktı, meyvelerim oldu, ehlimi bana çabuk gönder" hadisleri daha önce geçmişti.

(Ebu Nuaym, Sıfat el-Cenneh, I, 121. Bu eseri tahkik eden zât, hadisin senedi zayıftır, Abdullah b. Salih, el-Leys'in katibi olup hatası çok, dalgın bir kişidir, demiştir.)

 

... Sa'd et-Tâî'den: Der ki:

"Bana haber verildiğine göre Allah Cennet'i yarattığı zaman, ona süslen-bezen demiş o da süslenip-bezenmiş, sonra, konuş demiş, konuşmuş ve "kendinden razî olduğuma ne mutlu" demiş."

(İbn el-Mübarek, Zühd, s. 534, İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, XIII, 147; Ebu Nuaym, Sıfat el-Cenneh, 19)

 

Katâde der ki: "Allah Cennet'i yarattığında ona konuş dedi, Cennet, takva sahiplerine ne mutlu dedi."

 

Taberanî rivayet eder:

... İbn Abbas Radıyallahu Anhu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir:

"Allah Adn Cennetini yarattığı zaman, orada hiçbir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği, hiçbir beşerin aklına gelmedik şeyler yaratmış, sonra ona konuş demiş, o da, müminler kurtuluşa ermişlerdir, dedi."

(Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, V, 397'de, bunu Taberani, el-Evsat ve el-Kebir'de rivayet etmiştir. Evsaftaki iki senedden biri ceyyid'dir demiştir.)

 

8. Cennetin Güzelliği Sürekli Artar

 

Abdullah b. Ahmed rivayet eder

... Ka'b demiş ki:

"Allah Cennet'e ne zaman baksa, ona ehlin için hoş ol, buyurur, ehli oraya girinceye kadar, güzelliği kat kat artar."

(Ebu Nuaym, Sıfat el-Cenneh, 21; Senedindeki Yezid b. Ebi Ziyad zayıftır, bkz. Takrib et-Tehzib, II, 365)

 

9. Ceylan Gözlü Huriler Eşlerine Dünya Kadınlarından Daha İsteklidirler

 

Muaz b. Cebel hadisinde, hurinin, eşinin dünyalık hanımına, "onu üzme, çok geçmeden senden ayrılıp bize gelecek" deyişi ve İkrime hadisinde yine ceylan gözlü hurilerin "yarab ona dinin üzere yardım et, kalbini taatine çevir" deyişleri daha önce zikredilmişti.

İbn Ebî'd-Dünya, Ebu Süleyman ed-Dârânî'den aktarır. Demiş ki:

"Irak'ta ibadetle meşgul bir genç vardı. Bir arkadaşı ile Mekke'ye gitmek üzere yola çıkmıştı. Ne zaman konaklasalar o namaz kılıyor, ne zaman öğün vakti olsa o oruçlu bulunuyordu. Giderken de gelirken de arkadaşı onun bu haline sabretti. Ondan ayrılacağında dedi ki:

Kardeşim, gördüklerimi yapmana teşvik eden nedir?

Genç dedi ki:

Rüyamda Cennet köşklerinden bir köşk gördüm, bir tuğlası gümüşten, bir tuğlası altından yapılıyordu. Yapısı tamam olunca biri zebercedden, biri yakuttan iki püskül (sarkık şey) ve aralarında, ceylan gözlü hurilerden bir huri, saçlarını sarkıtmış, üzerinde gümüşten bir elbise var, o salındıkça salınıyor. Huri, beni Allah'tan gayretli iste, Allah'a yemin olsun ki ben seni Allah'dan candan-ciğerden istiyorum, diyordu. İşte gördüğün o ibadetlerim hep ona talib olduğum içindir."

Ebu Süleyman der ki:

Bir huri isteyen böyle yapıyor, daha fazla isteyen nasıl olmalı?

 

10. Cennetle Cehennem Arasında Ölümün Boğazlanması

 

Allah Teala buyurur ki:

"İş bitirildiğinde hasret çekilecek güne karşı onları uyar. Oysa onlar gaflet içindeler, onlar inanmazlar."(Meryem, 39)

Ebu Said el-Hudrî, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir:

"Ölüm, bembeyaz bir koç şeklinde getirilir, Cennet ile Cehennem arasında durdurulur, ey Cennet ehli bunu tanıyor musunuz, denilir; Başlarını kaldırıp bakarlar ve o ölümdür derler. Sonra, ey Cehennem ehli bunu tanıyor musunuz? denilir. Onlar da başlarını kaldırıp bakarlar, evet, o, ölümdür derler. Sonra emredilir, koç boğazlanır, sonra ey Cennet ehli hep kalış var, ölüm yok, ey Cehennem ehli hep kalış var Ölüm yok, denilir.

Sonra Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem,

"İş bitirildiğinde hasret çekilecek güne karşı onları uyar, oysa onlar gaflet içindeler, onlar inanmazlar" ayetini okudu."

Hadis, müttefekun aleyhtir.

 

Yine Buhari ve Müslim'de İbn Ömer Radıyallahu Anhu'dan şu nakledilir. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:

"Cennet ehli Cennet'e Cehennem ehli Cehennem'e girer. Sonra bir müezzin (ilancı) kalkar ve ey cennet ehli artık ölüm yok, ey Cehennem ehli artık ölüm yok, herkes bulunduğu yerde kalacak, diye seslenir."

(Feth el-Bari, XIII, 487. Buhari, XI, 406, Rikak kitabının, Cennete yetmişbin kişi hesapsız girer bası; Müslim, 2850, Cennet ve nimetleri ile ehlinin sıfatı kitabının, Cehenneme zorbalar girer, Cennete zayıflar girer babı.)

 

Yine İbn Ömer'den. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:

"Cennet ehli Cennet'e, Cehennem ehli Cehennem'e götürüldüklerinde, ölüm getirilir, Cehennem ile Cennet arasında durdurulur, sonra bir münadi, ey Cennet ehli artık ölüm yok, ey Cehennem ehli artık ölüm yok diye seslenir. Cennet ehlinin sevinci Cehennem ehlinin üzüntüsü artar, Cehennem'i boylarlar." (Buhari, XI, 415; Müslim, 2850.)

 

Ebu Hureyre'den. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:

"Cennet ehli Cennet'e, Cehennem ehli Cehennem'e girdikleri zaman ölüm getirilir, telbiye ederek gelir, Cennet ehli ile Cehennem ehli arasındaki sûr üzerinde durdurulur. Sonra ey Cennet ehli denilir, onlar korku ile bakarlar, sonra ey Cehennem ehli denilir, onlar da şefaat ümit ederek sevinç içinde bakarlar. O zaman Cennet ehli ile Cehennem ehline bunu tanıyor musunuz denilir. Onlar da berikiler de, tanıdık, o, bize ısmarlanmış olan ölümdür derler. Hemen yere yatırılır ve sur üzerinde boğazlanır. Sonra ey Cennet ehli, kalış yar ölüm yok, ey Cehennem ehli kalış var ölüm yok denilir." (Tirmizi, 2557. Bunu Nesai ve Tirmizi rivayet etmiş, Tirmizi hasen-sahih bir ha diştir, demiştir.)

Bu koç, koçu yatırma, onu kesme ve iki tarafın da bunu seyretmesi hakikattir, hayal veya sembolik bir ifade (temsil) değildir. Ancak bazı kimseler, bunlar hakikat değildir diyerek çirkin bir hata işlemişlerdir. Bazısı demiştir ki;

"Ölüm araz (cisimlere ait bir özellik) dır, araz ise değil boğazlanmak cisim haline bile gelmez."

Bu görüş doğru değildir. Çünki Allah Sübhanehu, amellerden gözle görülen, ceza ve mükafata uğratılan suretler meydana getirdiği gibi, ölümden de koç şeklinde boğazlanan bir şey meydana getirebilir. Allah Sübhanehu arazlardan cisimler meydana getirir, o arazları cisimlerin maddesi kılar. Cisimlerden de arazlar meydana getirir. Aynı şekilde arazlardan başka arazlar, cisimlerden de başka cisimler meydana getirir. Dört şekil de o Rabb teala için mümkün ve O'nun kudreti dahilindendir. Binaenaleyh bu bağlamda iki zıddın bir araya veya bir muhalin bulunması söz konusu değildir. Ayrıca şöyle bir zorlanmaya da gerek yoktur:

"Boğazlanan (ölüm değil) ölüm meleğidir."

 Bunlar Allah ve Rasülü'ne karşı uygulanan bozuk anlama çabalarından, aklın ve naklin gerektirmediği batıl tevillerden başka bir şey değildir.

Buna sebeb, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sözlerini anlama eksikliğinden doğmaktadır.

Böyle görüş öne süren kişi, hadiste geçen ve bir araz olan ölümün kesildiğini sanmış başka bir hata sahibi de arazın yok olup gittiğini, onun yerine boğazlanan başka bir cismin geldiğini (ve boğazlandığını) sanmıştır.

Yani her iki gurupta bizim zikrettiğimiz doğru görüşe ve Allah'ın arazlardan cisimler meydana getirip, arazları cisimlerin maddesi kılması gerçeğine ulaşamamışlardır. Nitekim sahih hadislerde şöyle gelmiştir:

"Bakara ve Ali İmran, kıyamet günü iki bulut şeklinde gelirler..." (Müslim, 804; Tirmizi, 2883; ed-Darimi, II, 450; Ahmed, Müsned, IV, 183, V, 249.)

Bu gelen, Allah Sübhanehünün bulut haline getirdiği okuyuşlardır.

 

Başka bir hadisteki şu sözü de öyledir:

"Kişinin Allah'ı yücelterek zikir edindikleri teşbihler, hamdler ve tehliller (tevhidler) Arş'ın çevresinde salınır dururlar, onların an vızıltısı gibi vızıltıları vardır, sahiplerini andırırlar (anarlar)." (Ahmed, Müsned, IV, 271.)

Bunu Ahmed zikretmiştir.

Kabir azabı ile ilgili hadiste geçen ve ölünün, gördüğü surete yönelttiği şu soru meselesi de öyledir:

"Ölü, sen kimsin der. O suret, ben senin salih amelinim, diğeri de ben senin kötü amelinim der."

(Beyhaki, İsbat Azab el-Kabr, rk, 28'de bu büyük ve isnadı sahih bir hadistir, der.)

İşte bunlar hakikattir, hayal değildir. Ancak Allah, kişinin amelinden bir iyi suret bir kötü suret meydana getirmiştir. Kıyamet günü müminlere taksim olunan nur da, imanlarının ta kendisi değil midir?

Allah o imandan önlerinden koşacak bir nur meydana getirmemiş midir?

Bu, hakkında nas gelmemiş olsa bile akla uygun bir şeydir. Ama nas gelmiş nakil ile akıl birbirine uygun düşmüştür.

 

Said, Katade'den şunu nakleder:

"Bize ulaştığına göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Mümin kabrinden çıktığı zaman ona ameli güzel bir suret, güzel bir müjde şeklinde sûretlenir. Ona sen kimsin, Allah'a yemin ederim ki seni sadakat sahibi bir kişi olarak görüyorum der. Ameli, ben amelinim der ve ona Cennet'e doğru bir nur ve kılavuz olur. Kafire gelince o kabrinden çıkınca ameli kendisine kötü bir suret ve kötü bir müjde şeklinde sûretlenir. Kâfir, sen kimsin, ben seni bir kötü adam olarak görüyorum der. Ameli, ben senin amelinim der ve onu götürür ateşe tıkar." (Kenz el-Ummal XIV, 366-367, İbn Cerir, Katade'den mürsel olarak.)

Mücahid buna benzer bir şey söylemiştir.

 

İbn Cüreyc şöyle demiştir:

"Ona ameli güzel bir suret ve hoş bir koku ile canlanır, sahibinin karşısına geçer onu her türlü hayırla müjdeler. Ona sen kimsin diye sorar. Ben, senin amelinim der. Hemen adamın; önüne nûr olarak konur, tâ götürür onu Cennet'e girdirir. Buna şu ayet işaret ediyor:

"Rabbleri onları imanları ile yollandırır (hidayetlendirir)." (Yunus, 9)

Kafire gelince ona da ameli kötü bir suret, pis bir koku ile canlanır, onun peşini bırakmaz, ona sataşır durur, tâ götürür onu ateşe atar."

 

İbn el-Mübarek de şöyle demiştir:

Bize el-Mübarek b. Fadâle anlattı, el-Hasen'den. el-Hasen;

"Birinci ölümümüz hariç, artık daha ölmeyecek miyiz, artık azab görmeyecek miyiz? (Hayır. Öyleyse bu gerçekten büyük bir başarı!)" (Saffat, 58-59) ayetini okuyup demiştir ki:

Kendinden sonra ölüm bulunan her nimetin ölümle kesileceğini anladılar, bu sebeble "birinci ölümümüz hariç artık daha ölmeyecek miyiz, artık azab görmeyecek miyiz dediler. Onlara "hayır görmeyeceksiniz" denildi. Bunun üzerine öyleyse bu gerçekten büyük bir başarı" dediler.

(İbn el-Mübarek, Zevaid, ez-Zühd, s. 78. Senedindeki el-Mübarek b. Fadale hakkında Ebu Davud, çok müdellistir, bize anlattı derse o zaman sebttir, Nesai ve başkası zayıftır, demiştir, bk. Mizan el-İ'tidal, III, 431-432.)

 

Yezid er-Rukaşi şöyle derdi:

"Cennet ehli ölümden emin oldular, hayatları hoş oldu, hastalıklardan emin oldular. Allah'ın komşuluğunda durup durmaları onları mes'ud etti." Sonra da ağlardı, göz yaşları sakalını ıslatırdı.

 

11. Cennet'te Zikir Dışında İbadetin Olmaması

 

Müslim Sahih'inde Cabir Radıyallahu Anhuden şunu rivayet etmiştir. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:

"Cennet ehli orada yerler, içerler, sümkürmez, büyük küçük abdest bozmazlar. Sadece bir geğirme ve misk sızması gibi bir terleme vardır. Orada, nefeslendirildiğiniz gibi, tesbih ve hamd onlara ilham olunur (nefes alır verir gibi bunları yaparlar)." (Müslim, 2835)

Bir rivayette "size nefes ilham olunduğu gibi" (Müslim, 2835) şeklindedir.

Yani siz burada iken nasıl elinizde olmadan nefes alıp veriyorsanız onlarda orada kendiliklerinden (tabii bir hal gibi) hamd ve tesbihte bulunurlar.

 

12. Dünya Hatunlarını Anma

 

Allah Teala buyurur ki:

"Onlar soruşarak birbirlerine yönelirler. Onlardan bir söyleyici benim bir arkdaşım vardı, der." (Saffat, 50-51)

Ve devam eden ayetler. Bu ayetler hakkında daha önce konuşmuştuk. Yine buyurur ki:

"Onlar soruşarak birbirlerine yönelirler ve derler ki: Biz daha önce ehlimiz içinde sıkıntı içindeydik. Allah da bize lütfetti bizi vücuda işleyen azabdan korudu." (Tûr, 25-27)

 

İbn Ebi'd Dünya zikreder:

...Enes merfu olarak şu hadisi zikretmiştir:

"Cennet ehli Cennete girdikleri zaman yarenler (dostlar) birbirlerini özlerler. Birinin divanı yürür diğerinin divanı yanına varır, diğerininki berikinin yanına. Tâ bir araya gelirler, o yaslanır, bu da yaslanır. Biri arkadaşına der ki: Hatırlar mısın (bilir misin) Allah bizi ne zaman bağışlamıştı? Arkadaşı der ki: Evet, falan falan gün filan filan yerde, o zaman Allah'a dua etmiştik de bizi bağışlamıştı, der." (Daha önce geçti)

İmdi kendi aralarındaki bu gibi şeyleri karşılıklı andıklarına göre, dünyada iken kendilerine müşkil gelen ilmi meseleleri, Kuran ve Sünnet'in anlaşılması, hadislerin sahihliği gibi meseleleri konuşmaları daha evladır. Çünki dünyada iken de bu meseleleri konuşmak, yemek içmek ve birleşmekten daha tatlıdır. Cennet'te bunları anmak ise daha lezzetlidir. Bu lezzet ilim ehlinin alacağı ve başkalarına karşı ayrıcalıklı olacağı bir lezzettir.

Yardım istenecek sadece Allah'tır.


FREE service provided by MusicWebTown.com
 
   
Reklam  
   
 
  RABBİ’NİN KİTABINDAN VE ALLAH RASULÜNÜN (S.A.V) SÜNNETİNDEN YÜZ ÇEVİREN KİMSE BEŞERİ FİKİRLERLE RABBİNDEN KURTULABİLECEĞİNİ Mİ ZANNEDİYOR?

VEYA BİR ÇOK ARAŞTIRMA YAPARAK, DİYALEKTİĞE BAŞVURARAK, KIYAS ŞEKİLLERİNİ VE TÜRLERİNİ BİLEREK VEYA "İŞARAT", "ŞATAHAT" VE HAYAL NEVİLERİYLE Mİ ALLAH’IN AZABINDAN KURTULULACAĞINI ZANNEDİYOR?

BUNLAR NEREDE, ALLAH’IN RIZASI NEREDE? ŞÜPHESİZ BU KİŞİ SON DERECE YALAN OLAN BİR ZANNA DÜŞMÜŞ VE NEFSİ ONA APAÇIK BİR MUHALİ LAYIK GÖRMÜŞTÜR.

KURTULUŞ ANCAK ALLAH’IN HİDAYETİNİ BAŞKA ŞEYE KARŞI ÜSTÜN KABUL EDENE, TAKVA İLE DONANANA, DELİL İLE GÜÇLENENE, DOĞRU YOLA GİRENE, KOPMAYAN BİR BAĞ İLE VAHYE SARILANA GARANTİ EDİLİR.

ALLAH EN İYİ BİLEN VE EN İYİ İŞİTENDİR.
 
Bugün 2 ziyaretçi (2 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=